Troyalı Helena ile Paris ve Tahta At Efsanesi

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

3000 yıllık destanların gizemli öyküsü

Troya Savaşı, Homeros’un “İlyada” destanında, Hektor’un ölümüyle sona erer; Odysseia’da ise Odysseus’un ülkesi İthake’ye dönerken başından geçenler anlatılır. “İlyada”da kentin yıkılışından ve Epeios adlı biri tarafından yapıldığı söylenen “tahta at”tan hiç söz edilmez.

Tahta At Efsanesi’ni, Odysseia’nın 8. bölüm, 490. özdekinden, Odysseus’un isteği üzerine Ozan Demodokos’un söylediği bir ezginin sözlerinden öğreniriz. “İlyon’un destanı” da denen İlyada’da, savaştan sonra Kral Priamos, Hekabe, Paris, Helena, Andromakhe ve oğlundan, pek çok komutan ve askerin başına gelenlerden, Troya halkından hiç söz edilmez. Ölümlü tek yanı olan topuğundan vurularak öldürülen Akhilleus’tan, ada krallarından, Paris’in ölümünden ve Helena’nın başına neler geldiğinden de... Troya Savaşı’ndan sonra yaşananları, savaşa katılan ve savaşı yazan Frigyalı Dares’ten, Troya’dan kaçıp İtalya’ya kadar giden Kral Priamos’un kardeşi ve yeğeninin söylencelerini de Latin şair Vergilius’un “Aeneas” destanından öğreniriz.

Çocuk ve gençlik edebiyatımızın usta yazarı Yalvaç Ural, Troya Savaşı’nı ve Tahta At Efsanesi’ni, sözlü-yazılı anlatımlarla günümüze ulaşan pek çok kaynaktan ve ayrımlı metinlerden yola çıkarak, çocuklar, gençler ve yetişkinler için şiirsel bir dille kaleme aldı.

Troya Kralı Priamos’un bir oğlu vardı.
Kraliçe Hekabe, ikinci çocuğuna hamileyken bebeğini doğurmasına birkaç gün kala kötü bir düş gördü:
Düşünde karnından yalımlar çıkıyor, her yana sıçrayıp, yakıp yıkıp bütün Troya’yı kül ediyordu.
Ter içinde uyandı Kraliçe Hekabe.
Gördüğü düşü hemen kocası Priamos’a anlattı.
O çağda insanlar, gördükleri düşlerin geleceğin habercisi olduğuna inanırlardı.
Kral Priamos biraz düşündü.
Sonra, “Bu çocuğu doğar doğmaz birine verelim, İda Dağı’na götürüp bıraksın” dedi. “Onu bizden ve Troya’dan uzak tutsun!
Ben düşlere çok inanır, onları bir uyarı sayarım” dedi Hekabe.
“Evet, bu kötü bir düş!
Düşüncesi bile ürkütüyor insanı” dedi Priamos.
Birkaç gün sonra bebek doğdu.
Sırdaş uşaklardan biri onu bir sepete koydu, kimseye göstermeden götürüp İda Dağı’ndaki bir ağacın altına bıraktı.
Agelaos adında bir çoban onu gördü, uşak oradan uzaklaşır uzaklaşmaz, hemen bebeği gidip aldı.

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.