Rıza Bıyık

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

2005 Necatigil Şiir Ödülü sahibi Betül Tarıman, şiirlerinden sonra bu kez öyküleri ile karşımızda.

“Rıza Bıyık”ta, kendine ve dünyaya göçebe olduğunu fısıldayan, eşyanın eski yüzünü, ansızın bastıran yağmuru, insanların telaşlı hallerini, kara bıyıklarıyla bilinen bir babanın varlığını hayatın bir yerine mühürleyip bırakan anlatıcının öykülerine kulak veriyoruz.

Gündelik hayatın ayrıntılarında canlanan bir duygunun peşi sıra, insana özgü bir kısırdöngüyü kırmak isteğiyle konuşan kısa öyküler.

“Annecik uzun uzun camdan dışarıya baktı. Evleneli beri eşyaları oradan buraya, buradan oraya taşımaktan ağzı burnu çarpılmış. Ha­bire ekmek, çorba, kuru fasulye yiye içe, memeli göbekli, kocacığı hoş tutacağım diye... Allahsız gözü hep dışarıda. Evi temizlese ne temizle­mese ne, varsın bok götürsün, içine ettiğimin evi. Yere çorba dökülmüş. Kalsın. Bardak kırılmış. Kalsın. Yerde kitaplar kalsın, vitrinin camı kırılmış, saçlarının boyası gelmiş, kalsın. ‘Kala kala olduğum yerde kaldım.’ dedi. Ansızın canavara dönüştü. Kaç kez geçtiği kendinden, bu kez de bağırarak geçti. Bekledi, hiçbir şeyi bekledi.”

Yok, neymiş efendim yamuk yumuk yürüyormuşum da mankenler böyle yürümezlermiş, ağzını bir de yayvan yayvan hay cehennemlerde yanasıca ben de o zamanlar safım ya ayaklarımı öne doğru attırarak Erenköy’de filan... Yok, olmadı hadi baştan bir iki üç... Yok, olmaz senden bir bok olmaz demelerde.

Böyle kaç yol, kaç sokak, evde de aynı, bir şey uzatsam sağ ol be kız. Bir de kötü Zeki Müren taklidi. Bazı akşamlar Beyrut gecelerini anlatıyor, masanın üzerinde kaslı kıllı kıvırtarak oynadıklarını. Sonra da terzi Mualla’yı çekememeler ayolcumlar falan. Kadehler iniyor kalkıyor, kadehler çin çin. –Masayı toplayalım, tavlayı şuraya. Üç, pencüse severler güzeli genç ise–

Yok, neymiş efendim yürüyemiyormuşum da mankenler gibi hay kırmızı kulplu oturakta can veresice. Bir de ağzında sakız cak cak.
Viktor’un köpeği işte ne olacak.

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.