Psikanaliz Hareketinin Kendini İmhası

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

1960-1980 yılları arası Fransa’da “altın çağ”ını yaşayan psikanaliz hareketi, entelektüellerin ve kamuoyunun nezdinde etkisini ve çekiciliğini giderek kaybetmeye başladı. Dahası, bilişsel psikoloji ve sinirbilim tarafından da bilimsel olarak tartışma masasına yatırılan psikanaliz, gelecekteki mevcudiyetine yönelik bir kavşak noktasında buldu kendini.

Sébastien Dupont’un bu etkileyici incelemesinin amacı –psikanaliz karşıtlarının yaptığı gibi– düşene bir tekme atmak değil, aksine psikanalizin teorideki canlılığını ve pratikteki inandırıcılığını geri kazandırmak.

Bir psikanalist, yardımcı olmak istediği insanların etkinlikleriyle ilgili önyargılı ve yanlış bir görüşe sahipse bunu nasıl başarabilir? Bu soru özellikle bir önceki nesle göre daha önce görülmemiş davranışlar, etkinlikler, düşünce biçimleri sergileyen çocuklar ve ergenleri ilgilendirir. Bugünün gençlerinin neyi nasıl yaptığını biraz olsun bilmeyen bir psikanalist sıradan bir davranışın ardında hastalık görme riskiyle karşı karşıya kalmaz mı?

PSIKANALITIK SÖYLEM NEDIR?

Psikanalitik söylemleri, ünlü psikanalistlerin kuramsal eserlerinden ayırmanın önemli olduğunu düşünüyorum. Burada psikanalitik söylemlerle, yani psikanaliz camiasında büyük ölçüde yayılmış ama akıl ve toplum sağlığı alanlarında çalışan profesyoneller arasında da etkili olmuş, kültüre ve topluma da nüfuz etmiş fikirlerle geniş anlamıyla ilgileneceğim. Bu söylem, psikanalizin “vulgatasını”, yani psikanalistler tarafından ortaya konan incelikli fikirlerin ötesinde halk arasında bilinen söylemi de kapsar.

Burada okuyuculara önerdiğim alıştırma “arka plana zumlamak” olacak. Bunu, en küçük farklılaşmayı öne çıkaran, yaklaşımlarının farklılığına vurgu yapan, hatta ayrıntılarda kaybolan psikanaliz çevrelerinde yapmak zor. Bense çağdaş psikanaliz düşüncesindeki büyük eğilimleri dikkate almayı öneriyorum, fakat bu psikanalizin özdeş olduğunu düşündüğüm anlamına gelmiyor. Psikanalizle ilgilenen herkes gibi psikanalizin sıra dışı bir şekilde çoğul olduğunu yok saymıyorum ama bu çoğulluk, baskın fikirleri dolaşıma sokmasına bir engel değil. Baskın fikirler ister değişken, ister karmaşık olsunlar, varlar ve buradalar; sık sık dile getiriliyorlar, özellikle psikanaliz sözlüklerinde, çok okunan kitaplarda ya da öğrencilerin başvurduğu ders kitaplarında ortaya çıkıyorlar.

Bu yüzden burada söz konusu olan psikanaliz yazarlarının eserlerini ve kavramlarını ayrıntılı bir şekilde incelemek değil, kavranması daha güç, muğlak ve yaygın “psikanalitik söylemi” anlamaya çalışmak olacaktır. Bu yöntem birçok tehlikeyle karşı karşıya: Psikanalitik düşüncenin temeli olarak değerlendirilen fikirler nasıl bir dönemle sınırlandırılabilir? Aşırı basitleştirmelerden ve genellemelerden nasıl imtina edilebilir? İncelememde hem psikanaliz çevresindeki (konferanslarda, üniversitede, psikiyatri kurumlarında, yayınlarda, psikanalistlerin medyadaki konuşmalarında) öznel deneyimimi hem de danışabildiğim psikanaliz yazınını temel almayı tercih ettim. Ayrıca yıllarca fikir alışverişleri sırasında, hareketin evrimi hakkında inceleme ve izlenimlerini benimle paylaşan psikanalitik yönelimli pratisyenlerin ve hastaların tanıklıklarını da bir araya getirdim.

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.