Kemal Tahir’e Mahpusaneden Mektuplar

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

“Onlar da güzel günlerdi Kemal, zaten düşünüyorum da, bizim için güzel olmayan gün yok sanıyorum. Günleri bir daha çirkinleşemiyecek, kepazeleşemiyecek hale getirmek için çalışan insanların bu çalışma seyrinde kötü günleri olabilir mi? Satıhta vehimli ve hesaplı fakat dipte alabildiğine umutlu nikbinliğim ferden ihtiyarlayıp ölüme yaklaştıkça bir kat daha kuvvetleniyor ve bir kat daha nikbin ve ümitli oluyorum. Günün birinde öleceğimi bildiğim için hayatı seviyorum ve onun daha güzel olabileceğine ve olacağına inanıyorum biraz da.”

“Kemal Tahir’e Mahpusaneden Mektuplar”, Nâzım Hikmet’in 1940-1950 yılları arasında Bursa cezaevinden Kemal Tahir’e yazmış olduğu mektuplardan oluşuyor. Mektuplar, aynı dünya görüşünü benimseyen iki mahpus arasındaki dostluğun yanı sıra, edebiyatımızın iki büyük isminin edebiyat ve sanat konusundaki tartışmalarını da içeriyor. Okur, yaşadığı dönemin sorunlarına ilişkin Nâzım Hikmet’in görüşlerine, dünyada ve ülkede yaşanan gelişmeler karşısındaki heyecanları ve umutlarına, hapishane hayatındaki özlemleri ve beklentilerine, geçim sıkıntısı ve hastalıklar gibi günlük kaygılarına, her şeye rağmen hiç yitirmediği iyimserliğine, insan sevgisine, yaşama ve aşka bağlılığına tanık olurken, aynı zamanda sanat ve edebiyata yaklaşımını, eserlerini oluşturma sürecinde Kemal Tahir’le paylaştığı düşüncelerini ve arayışlarını da anlama olanağı buluyor.

Kemal,
Bursa’dayım. 1933 senesinden beri Bursa hapishanesinin duvarları, pencereleri, malta boyları değişmemiş, ne eskimişler ne yenileşmişler. Hattâ o zamandan kalma bir iki mahkûma dahi rastladım.

Yalnız onlar beni, ben onları biraz ihtiyarlamış bulduk.

Sana burasını birçok defalar anlatmıştım, tayyare biçimi bir bina.

Benim oda kuyrukta, üçüncü katta, sol tarafta. Ordaki odadan biraz küçük. İçinde iki kişi yatıyoruz. Oda arkadaşımın adı Kemal. Evet, “Kemal”, senin adın gibi. Sana yalnız adı benzemiyor, senin gençliğine benziyen tarafları da var. Şiire meraklı, heyecanlı. 94’üncü maddeden 5 yıla mahkûm. Belki de adından başka hiçbir şeyi sana benzemiyor da ben böyle bir benzetiş ihtiyacındayım. Her ne hal ise. Oda arkadaşımdan memnunum. Onunla senden konuşabiliyoruz. Senin vaktiyle Yedigün’de çıkan hikâyelerini okumuş. Ona seni anlatıyorum. Bu suretle seninle konuşmuş gibi oluyorum. Hele bu “gibi olmak” dün akşam son haddini buldu, kapı açılıp içeri girivereceksin sandım. Sarıyer muhasebecisi Emin Bey vardı, hatırladın mı? Esmer, dazlak kafalı, hoşsohbet, prafa, piket, briç meraklısı, biz İstanbul’dayken Üsküdar’a sevkedilmişti, senin çok ahbabındı, Sarıyerli Emin Bey, o burda, geldi. Bastık kahkahayı, iki saat fasılasız senden konuştuk. İstanbul tevkifhanesinden haberler de verdi. Süleyman’ın cezası tasdik edilmiş, Üsküdar’a göndermişler, ordan da Sinop’a sevkedileceğini duymuş. Ahmet’ten mektup almış, oğlan parasızmış, sıkıntıdaymış. Yayalar Köylü İbrahim Efendi İmralı’ya sevkedilmiş, orda gayet rahatmış. Adliyeci Emin Bey hâlâ yatıyormuş.

İşte bugünlük Bursa havadisleri bu kadar. Sen Sinop’tan mektup aldın mı? Orda ne var ne yok? Müdür Bey gitti mi? Aman Kemal, kendine iyi bak, üşütme, nezle olma, zayıflama, seni turp gibi bıraktımdı, yine öyle, hattâ daha şişman bir turp gibi bulayım.

Soranların, beni ananların cümlesine hasret ve selâm. Gözlerinden öperim kardeşim.

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.