Kapadokya’daki Amerikalı Misyonerlerin Bilinmeyen Tarihi (1853-1903)

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

Orta Anadolu, Osmanlı’nın son döneminde misyonerlik faaliyetlerinin yoğun yaşandığı bir bölge olarak dikkat çeker. Önemli unsurlardan biri olarak misyonerlik faaliyetleri dikkate alınmadan son dönem Osmanlı tarihini anlamak mümkün değildir. Oldukça az sayıda kaynağa rastlanan bu alanda mevcut eserlerin çoğu eksik, yanlış ya da peşin hükümler içerir. Bölgenin merkezi olarak nitelendirilebilecek Kapadokya da bu çalışmalar için ayrı bir önem taşır.

Amerikalı Wilson Amos Farnsworth (1822-1912), 1853-1903 yılları arasında Kapadokya bölgesinde Kayseri, Ankara, Yozgat, Nevşehir, Niğde illerinde, buraların kazaları ve köylerinde misyonerlik yapmış, Orta Anadolu’yu karış karış dolaşarak çoğu at sırtında 120 bin kilometre yol kat etmiştir. Böylece, 19. yüzyılın ikinci yarısı boyunca Orta Anadolu tarihinin canlı şahidi ve yaratıcılarından biri olmuştur. Türkiye’de yaşadıklarını yıl yıl yazarak bir kitap taslağı haline getiren Farnsworth, notlarını yayımlayamadan 1912 yılında vefat etmiştir.

Misyoner çevrelerinde dahi bilinmediği anlaşılan bu kitap taslağı, Mehmet Şahin tarafından 2015 yılında Harvard Üniversitesi Kütüphanesi misyoner arşivinde bulunmuş, Türkçeye çevrilerek, esere birçok bilgi, görsel ve dipnot eklenmiştir.

Konuyla ilgilenen okur ve araştırmacılar için pek çok yanıt ve ipucu içeren “Kapadokya’daki Amerikalı Misyonerlerin Bilinmeyen Tarihi”nin önemli bir boşluğu dolduracağını ve özellikle Osmanlı’nın son döneminde Orta Anadolu’nun durumunun daha iyi tasavvur edilmesine yardımcı olacağını umuyoruz.

OSMANLI COĞRAFYASINA GELEN İLK MİSYONERLER

İlk günden itibaren American Board’un en önemli hedefi, Kutsal Topraklar (Holy Land) olarak adlandırılan, Filistin, Anadolu’nun Akdeniz ve Ege bölgeleri, buralardaki Yahudiler ve Hıristiyanlar olmuş ve bu şöyle ifade edilmiştir:
Hıristiyanlığın doğum yerinin sonsuza kadar İslamın pençesinde kalmasına, oradaki sinmiş ve hayatiyetini büyük ölçüde kaybetmiş eski Hıristiyanlık anlayışının devamına daha fazla müsaade edilemez.

Julius Richter de aynı konuda şunları yazmaktadır:
Öncü [misyonerlerin] makul bir temel prensibi vardı. Hıristiyan Kilisesi’nin büyük görevi, bu kaybedilmiş bölgeleri, Hıristiyanlığın beşiği olan bu toprakları, yeniden ve kalıcı olarak Haç’ın gölgesine girinceye kadar manen fethetmektir. Bu fetih kampanyasında kadim Hıristiyan halklar ve bunların bakiyeleri, doğal ve çok önemli bir role sahiptir.

Bu anlayışla, Pliny Fisk ve Levi Parsons adındaki iki misyoner 3 Kasım 1819 tarihinde Filistin’e gitmek üzere Amerika’dan yola çıkmıştır. Kendilerine, Kudüs’ün Sion Tepesi’nden sadece Kutsal Topraklar’a değil, çevredeki tüm ülkelere bakarak, Yahudileri, putperestleri, Muhammedileri, Hıristiyanları, Filistinlileri, Mısırlıları, Suriyelileri, Farsları, Ermenileri ve diğerlerini Protestanlaştırmak için “neyin nasıl yapılacağının” araştırılması talimatı verilmiştir.

Bu iki misyoner önce lisan öğrenmek ve bunun için bir süre kalmak amacıyla 15 Ocak 1820 tarihinde İzmir’e gelmişlerdir. Bu vesileyle Anadolu’yu da dolaşmışlar ve burada yapılabilecek faaliyetler konusunda Board’a bir rapor göndermişlerdir. Bilahare, 1821 yılında, Levi Parsons Kudüs’e gitmiş, 1822’de oradan İskenderiye’ye geçerken yolda, 30 yaşında vefat etmiştir. Pliny Fisk ise 1823 yılında Kudüs’e gitmiş, 1825’te 33 yaşında Beyrut’ta hayata gözlerini yummuştur. Bu iki misyoner Filistin, Suriye ve Mısır hakkında Board’a birçok rapor göndermiş, o dönemde Filistin’de yaşanmakta olan karışıklıklar nedeniyle can güvenliğinin bulunmadığını ve buranın bir misyoner karargâhı haline getirilmesinin zorluğunu anlatmışlardır. Filistin’deki olaylar duruluncaya kadar Beyrut, bir liman kenti olması, değişik etnik unsurlardan, dil ve dinden insanların ve kendilerini koruyacak bir İngiliz konsolosun bulunması sebebiyle misyoner üssü haline getirilmiş ve burada çalışmaları için yeni elemanlar görevlendirilmiştir. Beyrut ve çevresinde hızla okullaşma yoluna gidilmiş, 1827 yılına kadar 13 okul açılmış ve bu okullarda 100’den fazlası kız olmak üzere 600 öğrenciye eğitim verilmeye başlanmıştır. Bu esnada kendilerine dil öğretmek üzere tuttukları Rahip Krikor ve Garabed Diyonisios adındaki iki Ermeni, hem Evancelizmi benimsemiş hem misyonerlere danışmanlık yapmışlardır.

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.