Gyges ve Yüzüğü

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

Tiyatro tarihinin önemli oyunlarından biri olan bu oyun, Sabahattin Ali’nin akıcı ve şiirsel çevirisiyle Türkçede daha da güzelleşiyor.

Alman tiyatrosunda trajediyi kalıpların dışına çıkarıp karamsar bir tiyatro kuramı oluşturan Hebbel, en incelikli ve olgun eseri sayılan “Gyges ve Yüzüğü”nde kahramanları üzerinden güç, ahlak ve güven kavramlarını irdeliyor.

Platon’un "Devlet"inde de geçen Gyges’in Yüzüğü efsanesine Hebbel yeni bir psikolojik boyut getiriyor. Peki kim haklıdır; gönlünü kralın karısına kaptıran Yunanlı Gyges mi, onu çok seven ve güvenen Lidya kralı Kandaules mi, yoksa hayatı iki erkek yüzünden cehenneme dönen Rhodope mi?

Hebbel bu üç insan arasında doğan faciayı en ince çizgilerle işlemiş, dünya edebiyatının zirvelerinden biri olan eserini meydana getirmiştir. Narin bir yapı gibi yükselen piyes, emsalsiz bir ahenk ile kurulmuş, vakalar en mantıki sebeplerle biribirine bağlanmış, kahramanlar mübalağasız bir şekilde karakterlerinin icabını yapmıştır. Manzum olan eser, baştan aşağı lirik bir şiir gibi akmakta, bazı yerlerde dil, gözleri kamaştıran bir ihtişamla, kemale varmaktadır.  - Sabahattin Ali

Christian Friedrich Hebbel, 18 Mart 1813’te, o zamanlar Danimarka ’ya ait olan Holstein Dukalığı’nın Dithmarsch mıntıkasındaki küçük Wesselburen kasabasında dünyaya gelmiştir. Babası duvarcı Klaus Friedrich Hebbel, anası Antje Margarete Hebbel’di ve kendisi onların ilk çocuklarıydı.

Bu duvarcı ailesinde büyük bir zaruret hüküm sürüyordu. Beceriksiz, ağır tabiatı yüzünden hayat mücadelesinde muvaffak olamıyan baba, fıkaralıktan büsbütün huysuz, geçimsiz olmuştu. Neşeden kaçar, etrafında sevinç ve kahkahaya tahammül edemez, çocukları için de “Bunlar benim kurtlarım” derdi. Sanki ruhunun yerini fıkaralık almıştı; halbuki, oğlunun hâtıralarında anlattığına göre aslında iyi yürekli, dürüst, insancıl bir adamdı; karısı evlenirken çeyiz getirdiği küçük evde, bu boğucu havayı mümkün olduğu kadar hafifletmeye, çocuklarına, hele en sevdiği Christian Friedrich’e biraz güler yüz göstermeye çalışırdı. Çabucak parlayıp kızma huyunu annesinden alan Hebbel’in sonraları anlattığına göre, kadın her halde oğlunun ruhuna bir hayli nüfuz etmiş, onun, bu zavallı duvarcılık mesleğinden daha iyi birtakım işler tutacağını sezmiş olacaktı.

Dört yaşında iken Hebbel’i mahalle mektebine verdiler. Kendisi “Hayatıma ait hâtıralar” adlı eserinde bu okulun çok canlı bir tasvirini yapmıştır. Wesselburen kasabası nihayet doğru dürüst bir ilkokula kavuşunca, Hebbel de bu okulun müdürü Franz Christan Dethlefsen’de kendine mânevi bir destek buldu; ona karşı duyduğu minnettarlığı da ömrünün sonuna kadar muhafaza etti. Dethlefsen kendi fakir kütüphanesinden yaprakları sararmış birkaç kitabı, okumak için bu en iyi talebesine vermekle, onun ruhunun gelişmesine yardım etmişti.

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.