Gecelerin En Güzeli

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

“Gecelerin En Güzeli”, Ömer F. Oyal’den Caday Taşı efsanesini merkezine alarak uzak geçmiş ve şimdi arasında zaman içinde yüzen ve her şeyi ters yüz eden bir roman...

Gelenek, kırılma, süreklilik ve kopuş hem benzersizliği içinde hem de düşük insanlık halleri üzerinden ustalıkla anlatılıyor.

“En kötüsü de soğukla kaynaşmış korku. Donduran korku, esrarlı mağaralardan mızraklı karanlık ordular gibi fırlayıp zaman denilen hayali sonsuz bir âna dönüştürür. Bu sonsuzca donmuş an parçası bütün evrenin biricik gerçeği, çıkışsız cehennemi kesilerek her şeyin üzerini kendi renksiz dokusuyla kaplayıverir. Yaratılış diğer bir kutba kendisinin tam aksi bir kutba doğru büzülüvermiştir sanki. Bir ruhun hiç ile yüz yüze olduğunu fark etmesi, cehennemin kapısından bakmasından çok daha dehşet verici. Cehennem hiç değildir çünkü. Hiçliğe nazaran umut doludur. Hiç, bir ceza da değildir. Arkasından gelebilecek başka hiçbir sıfatı peşine takmaz. Korku ‘hiç’in görünmez kıvılcımının yüzünüze sıçrayıvermesidir ve o yüzden üşütür zaten.”

Birinci Gün

14 Aralık

Güne başlamak tıpkı yüz yıkamak, dişleri fırçalamak, giyinmek, kahvaltı etmek gibi umut gerektirmez. Nesrin’in dürtmesiyle güçbela gözlerini araladı. Çapaklı gözler her sabah olduğu gibi yeni güne direniyordu. Yükselen sabahtan bir beklenti olmasa da gelen günlere inanmakla, hayatın zorunluluklarının amansızca çatıştığı anlar vardır. Zararsız ruh ayaklanmaları. Cemal henüz böylesi bir ayaklanmanın tasavvur bile edemeyeceğimiz kadar uzağında. Bazen zorunluluk, bazen de alışkanlık çoğu kez bütün bir hayatın anlamı olabilir. Sınırlı ve bir kereliğine verilmiş bir süreyi bir zorunluluğun boyunduruğunda geçirmekte acıklı bir yan var elbette. Üstelik zorunluluk aynı zamanda bunu düşünmeye yanaşmamaktır.

Pijamasının altındaki ıslaklığı hissetmesiyle birlikte ürperdi. “Ne yani, rüyamda boşaldım mı!” Belli belirsiz bir düş. Belli belirsiz bir suçluluk. Evli ve de orta yaşlı birinin hem de karısı yanında yatarken rüyalanmasında elbette utanç verici bir yan var. İhanetin katmerlisi! “Nesrin bilse nasıl kırılır kim bilir?” Başlangıçta belli belirsiz olan suçluluk duygusu yavaşça göz dolduran bir heyulaya dönüşmeye başladı. Suçluluk bir kez uç vermeye başladı mı arsız bir tarla otu gibi hızla büyüyebilir. Derhal kökü kazınmalıdır. Yatakta kendi tarafındaki duvara dönüp ne gördüğünü hatırlamaya çalıştı. Belli belirsiz banyodaki kadını hatırladı. Kadını hem tanıyor hem tanımıyor. Sarışın değildi bir kere. Esmerdi galiba. Bir yerden tanıdık geliyor. Hiç tanımadığı sıcak bir banyo hatırlıyor. Kadın sırtını dönüp eğilmiş ellerini yıkıyor. Kadının kalçası ve etekliği... aynada göz göze geliyorlar. “Bu yüz kimin yüzü?” Belki de birkaç kadının yüzünden derlenmiş özel bir yüz. Kadın, kalçasına baktığını fark edip gülümsüyor, duruşunu değiştirmeden kendisine bakmaya devam ediyor, kadına doğru bir adım yaklaşıyor ve inzal! Utanmayı yeni alt etmişken, şimdi rüyayı hatırladıkça yeniden sertleştiğini fark etmesi hoş değil. Yine de tanımadık birinin düşüyle boşalmakta hafifletici nedenler buluverdi. Daima bir hafifletici neden buluruz.

“Bu kışkırtıcı gülümseyiş kimin gülümseyişi?” Unutulacak küçük bir düşsel ihanet. Hele de kadın kimse değilse.

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.