Evsiz Bir Adamın Güncesi

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

Etnolog yazar Marc Augé’den etnik-kurmaca olarak nitelendirdiği samimi bir anlatı: “Evsiz Bir Adamın Güncesi”.

Emekli olduktan sonra evini boşaltıp eşyalarını satarak arabasında yaşamaya başlayan bir adamın yerleşik düzenden, kök salmaktan ve bir yere bağlanmaktan uzak durmaya çalışmasının hikâyesi. Arka planda Paris sokakları, ucuz oteller, kalabalığın uğultusu ve her şeye rağmen yerleşik duygular.

‘Her zaman kaçmayı düşledim. Bu düş, gecelerimin sürekli tekrar eden bir sahnesi oldu. Senaryo hiçbir zaman tam olarak aynı olmasa da her defasında kendimi mucizevi bir şekilde varlığımın farkına varmamış düşmanlarca çevrelenmiş bir halde buluyordum. Bu rüyalar, iki farklı sonla kendini tekrar edip duruyordu: Ya ben kendimi gizleme gayretiyle seyirterek oradan ayrılıyordum ya da paçalarım tutuşarak tam bir panik halinde, son hızla kaçıyordum. Aynı rüyada birinden ötekine geçtiğim de oluyordu. Öyle ki, tam sessizce kaçacakken biri beni fark edip eliyle işaret ediyor, ben de çılgın kalabalığa karışıp gözden kayboluyordum.’

Neden “Etnik-Kurmaca”?

?Son yıllarda sosyal hizmet uzmanları veya yardım kuruluşları görevlileri, oluşan yeni bir yoksul sınıfına dikkat çektiler: Maaşlı bir işi olan ancak gelirleri bir evin kirasını ve giderlerini karşılayamayan insanlar. Bu insanlar kalabildikleri her yerde kalabiliyorlar; arkadaşlarında, misafirhanelerde hatta bazen arabalarında. Bazı belediyelerde yönetim bu insanları “Evsiz” insanlardan ayırmak için onlara artık yeni bir isim veriyor: “Sabit Evi Olmayan” insanlar (SDS: “sans domicile stable”). Bu yeni olgu hiç de nadir rastlanan bir durum değil, gittikçe de yaygınlaşıyor. Paris La Santé Cezaevi’nin başhekimi Véronique Vasseur, 2008’de Flammarion Yayınları’ndan çıkan À la rue [Sokakta] adlı eserinde bu durumun altını çiziyor.

Ben bu eseri yazarken yeni göçebelerin geçtikleri yolları ve yaşadıklarını tahayyül etmeye çalıştım. Bu kitap ne bir inceleme ne de bir roman, bu bir “etnik-kurmaca” (ethnofiction).

Peki nedir “etnik-kurmaca”? “Etnik-kurmaca”, sosyal bir olguyu belli bir bireyin öznelliğiyle anlatan öykü olarak tanımlanabilir. Ama bu öykü ne bir otobiyografi ne de bir itiraflar manzumesi olduğundan, bu kurmaca bireyi mutlaka, her yönüyle, günlük hayatın içindeki binbir ayrıntısıyla ortaya koymak gerekir.

Neden “kurgu”ya başvurdum? Lévi-Strauss, Marcel Mauss’un Yapıtına Giriş adlı eserinde, Mauss’un “bütünsel toplumsal olgusu”yla ilişkili olarak, mefhumu kavramak için söz konusu toplumun parçası olan herkesin öznel görüşünün bütüne katılması gerektiğinin altını çizer. Ben burada tam tersini yapıyorum: Bireysel bir durum ile özel bir durumu tasvir ediyorum 8 ve kendini ortaya koyan toplumsal bütünlüğü hayalinde canlan-dırma işini okurun kendisine bırakıyorum – ki o zaten haberler ve çevresiyle yaptığı bilgi alışverişleriyle, her geçen gün bunu kendiliğinden yapıyor.

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.