Evrenin Saklı Yüzü - Evrenbilimin Bir Başka Tarihi

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

“Çağdaş kozmolojinin tarihi birçok kez dile getirilmiştir. Çok sayıda bilim tarihi ya da popüler bilim kitabı 20. yüzyılda evrenin sırlarına yavaş yavaş nasıl erişildiğini anlatır. Özellikle yeni kitapların birçoğu evrenbilimcilerin dünyanın yaşını 13,8 milyar yıl olarak hassasiyetle nasıl ölçtüklerini betimler. Ayrıntılı ya da yüzeysel olsun, bilgi fethinin hikâyesini anlatan bu kitaplar, bugün doğru olarak nitelendirilen görüşü savunan eskinin âlimlerini deha ve sezgilerinden dolayı över. Bu kitaplar alternatif görüşleri savunan diğer araştırmacıları ise en fazla yol üstünde anar, hatta onları gözlerinin önünde, daha doğrusu teleskoplarının önünde duran gerçeği görememekten dolayı eleştirir.”

Modern evrenbilimin tarihi, söylendiği gibi, gerçekten bir zaferler tarihi midir? Büyük patlamadan kaynaklanan ve evrenin kökenini 13,8 milyar yıl öncesine dayandıran bilgiler tartışma kabul etmez mi? Peki ya diğer evrenbilim modelleri...

Felsefeci, bilim tarihçisi ve müzmin vejetaryen Thomas Lepeltier çağdaş evrenbilime ve onun kuramlarına kafa tutan, ancak silinmekle birlikte bilim tarihinin tozlu raflarında kendine aykırı bir yer edinmiş araştırmacıların izinde son derece keyifli bir maceraya davet ediyor okuru.

 

Çağdaş evrenbilimin tarihi birçok kez dile getirilmiştir. Çok sayıda bilim tarihi ya da popüler bilim kitabı 20. yüzyılda evrenin sırlarına yavaş yavaş nasıl erişildiğini anlatır. Özellikle yeni kitapların birçoğu evrenbilimcilerin dünyanın yaşını 13.8 milyar yıl olarak hassasiyetle nasıl ölçtüklerini betimler. Ayrıntılı ya da yüzeysel olsun, bilgi fethinin hikâyesini anlatan bu kitaplar, bugün doğru olarak nitelendirilen görüşü savunan eskinin âlimlerini deha ve sezgilerinden dolayı över. Bu kitaplar alternatif görüşleri savunan diğer araştırmacıları ise en fazla yol üstünde anar, hatta onları gözlerinin önünde, daha doğrusu teleskoplarının önünde duran gerçeği görememekten dolayı eleştirir.

Elinizdeki bu kitap, tarihi bu şekilde anlatmaktan kaçınmaktadır. “Tarihin yargısını” azar ve övgülerle dağıtan yüksek bir yargıç olmak istemez. Sadece evrenin açığa çıktığı ya da sırlarını açıkladığı fikri ile arasına mesafe koymak ister. Bunun için kesinlikle zekice fikirlerden oluşan, ama aynı zamanda da kahramanlarında eşitçe az çok var olan körlük ve dogmacılıktan uzak duran bir hikâye anlatır. Aynı zamanda doğru nedenlerle hataya düşülebilirken, yanlış nedenler için de haklı olunabileceğini de unutmaz. Evrenbilim tarihinin “kazananlarına” da, “kaybedenlerine” de eşit derecede ilgi gösterme çabası da buradan kaynaklanır.

Günümüzdeki faal bilim insanlarının büyük kısmının savunduğu “bilginin kaçınılmaz fethi” düşüncesini kırdığı için bu yaklaşımın yerleşmiş inançları hiçe sayan bir yönü vardır. Bu karşı koyuşu ifade edebilmek için, modern evrenbilimin günümüzdeki uygulanış şeklini (kurumları, büyük “âyinleri”, yayın yöntemleri, fikirleri için taraftar kazanma çabaları vb.) hicvederek sorgulamak daha uygun olabilir. Bu durumda sahneye üniversitelerin evrenbilim bölümlerini ziyaret eden bir Persi, hatta uzak galaksilerden gelmiş birisini çıkartmak gerekir. Ama yapılan tercih bu değildir. Bu kitap edebi açıdan daha alçak gönüllü kalarak, tarih açısından bir hicve daha yakın olmaya çalışır. Hiçbir kişi hayali değildir. Hiçbir olay kurgusal değildir. Hiçbir kanıt uydurma değildir. Bu anlamda; bu bir bilim (ve felsefe) tarihi kitabıdır. Bunu söyledikten sonra, kazananın sözlerinden uzak durarak bir hicvin küstah ruhunu korumaya çalışır. Tarzı da tam olarak buna dayanır.

Evrenin Keşfi

1939 yılında filozof Gaston Bachelard evren fikri üzerine bir konferans vermek üzere davet edildi. Çok şaşkındı. Bilime... aşinaydı. Yıllardır kimya ve fizik üzerinde çalışıyordu. Ama evren fikri üzerine bu şekilde hiç düşünmemişti. Evrenbilim üzerine hiçbir şey okumamış değildi. Klasikleri biliyordu ve yaklaşık 20 yıldır Albert Einstein tarafından geliştirilen genel görelilik modelinin gelişimini izlemişti. Bununla beraber bu dâhice matematiksel yapıları incelemek onu evrenle ilgilenmeye itmemişti. İşte kendi gözünde can sıkıcı olan, yeni bir sorunla karşı karşıyaydı.

Eğer Bachelard sıkıntılıysa, bunun nedeni itiraf ettiği gibi, kendince bir evren fikri oluşturamamış olmasındandı. Evren aklının aldığı bir kavram değildi. Üzerine dikkatini odaklayamıyordu. Bu konuda düşünmeye çalıştığında aklı yavaşça tatile çıkıyor ve... yavaş yavaş rüyalar... hâkimiyeti ele almaya başlıyordu. Öyle ki Bachelard için evren fikri, nesne fikrinin karşı savıydı. “Nesneleştirmeden uzaklaşmaya” karşılık geliyordu. Diğer bir deyişle, nesnesel yaklaşımdan ne kadar uzaklaşılırsa evren o kadar yakındı. Evren bizim dikkat eksikliğimizin sonsuza uzanışıydı. Filozof kendine evren düşüncesinin işlevinin ne olabileceğini sordu. Ona göre deneylerin tüm verilerini kolayca tamamlamaya yarayan “bir deneyüstü olaydı”. Evren zaten ötedeydi. Bachelard dinleyicilere sadece evren fikrinin bir tembellik ya da düşünmeye ara vermek olduğunu anlatacak ve onlardan izin isteyecekti.

Bachelard’ın bu düşünceleri, evrenbilimi, yani her şeyden bahseder gibi yapan bu bilimi açıkça mahkûm ediyordu. Bununla beraber o zamanlar modern evrenbilim son sürat ilerliyordu. 1917’de Albert Einstein evrenin denklemini yazmıştı. Hızla başka teorisyenler onu takip etti. Alexandre Friedmann, Willem de Sitter, Georges Lemaître ve diğerleri de işin içindeydi. Einstein Evreni’nden, Friedmann Evreni’nden, Sitter Evreni’nden söz ediliyordu. 1930’lu yıllardan beri gökbilimciler genişlemekte olan bir evren keşfettiklerini bile ilan etmekteydi. Bu teorik ve deneysel ilerlemeler Bachelard’ın analizlerini geçersiz kılmıyor muydu? Evrenden bir bilim yapmanın mümkün olduğu anlamına gelmiyor muydu? Bu gelişmeleri bilse de Bachelard’a bunu ifade etmiyordu. Evrene, onu tanımlamak için oluşturulan modelin yaratıcısının adını verme eğilimiyle inceden inceye alay bile ediyordu. Sanki evrene bir “unvan” verilebilirmiş gibi, diye düşündü. Fakat temel olarak Bachelard’a göre, bu tümden söz etme eğilimi, “büyük resmi görme” ihtiyacından doğuyor ve hatalı bir basitleştirmeye ulaşıyordu. Ona göre evren düşüncesinin tamamı sadece özel bir noktadan hareket ederek tümevarımdı. Öyle ki Bachelard için evrenselleştirmek, gerçeklerden uzaklaşmak demekti.

Mutlağı hayal ederek gerçeklerden uzaklaşmaya yönelik korku yeni değildir. Esasen, modern bilimin 17. yüzyılda yükselişi antik çağlardan gelen evrenbilimin uygulanış şeklini karanlığa gömmüştür. Neden? Çünkü Descartes’ın, Newton’un ya da Laplace’ın anlattığı fizik cismin hareketini tanımlamak için sınırlı bir alanda kalırken, eskilerde evrensel seviyelere çıkılıyordu (örneğin, cismin hareket kanunları Aristoteles’te sadece tümleşik evren fikriyle anlam buluyordu, Newton’da ise durum böyle değildi). 17. ile 19. yüzyıllar arasında, bazı bilginler “üstün bilgili evrensel cehalet” doktrinini yarattı. Buna göre, gökyüzü gözlenebilir ve gökcisimleri incelenebilir fakat evren üzerine spekülasyon yapmaktan kaçınılmalıdır. Diğer bir deyişle, gökyüzünün yapısını inceleyebiliriz, ama en azından ciddi olmak istiyorsak, tümden söz etmememiz gerekir. Eğer sözlerinin anlatıldığı gibi olduğuna inanırsak, 1908 Nobel Kimya Ödülü sahibi Ernest Rutherford’un da öyle düşündüğü söylenebilir: “Birisinin laboratuvarımda “Evren” kelimesini kullandığını duymak istemiyorum”. Bachelard’ın sürdürdüğü evren düşüncesine olan korku, 20. yüzyılın ilk yarısında yavaş yavaş kaybolacaktır.

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.