Eski Bahçe - 40 Yaşında (Numaralı Özel Baskı)

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

Tezer Özlü’nün ilk kitabı “Eski Bahçe”nin okuruyla buluşmasının 40. yılına özel baskısı Yapı Kredi Yayınları’ndan çıktı.

Yaşamın ve ölümün acı kokularını erken yaşlarda almış, toplumsal baskılarla bireysel uyumsuzlukların çeperlerini görmüş, lirik ve sözünü sakınmayan bir yazar Tezer Özlü.

“Eski Bahçe” ilkin 1978 yılında Ada Yayınları’ndan “Tezer Özlü Kıral” imzasıyla çıktı. On bir öyküden oluşan kitabın ilk öyküsü 1964 tarihli “Dönüş”, son öyküsü 1976 tarihli “Hayalet Oğuz”. Yazarın ölümünün ardından, on iki öyküden oluşan Eski Sevgi bölümü eklenerek, yine Ada Yayınları’ndan “Eski Bahçe – Eski Sevgi” adıyla kitap bugünkü halini 1987’de aldı.

“Eski Bahçe”, Tezer Özlü’nün ilk kitabı ama yazarlığını damgalayan yaşam serüvenini bütün yönleriyle gösteriyor. 1940’lı yıllarda çocukluğunu geçirdiği Simav, Ödemiş, Gerede... 1950’lerde okul yıllarını geçirdiği İstanbul... 1960’larda evlenip iş hayatına atıldığı, çeviriler yaptığı Ankara... 1970’lerde yazarlığının boyutlarını iyice gösterdiği İstanbul... Kısacası yaşamının izlerini belirginleştiren, biçimi ve biçemiyle onun bütünlüklü yazın dünyasını köşe bucak yansıtan öyküler var bu kitapta.

Yaşamının izlerini belirginleştiren, yazarlığını damgalayan, biçimi ve biçemiyle onun bütünlüklü yazın dünyasını köşe bucak yansıtan on bir öykü.

“Eski Bahçe” her bir öyküsüyle kırk yıldır göz alan bir göktaşı.

Dönüş

Elimin nereye değin uzanabileceğini bilmiyorum. Karşıdaki sayısız pencerelere. Önündeki kurumuş ağaca. Belki de gerilmiş ipe değin. Kalabalık. Çığlıklar. Tüm kollar havaya kalkıyordu. O şapkasını çıkardı başından. Gözlerinde yaşlar belirdi gene. Ben belki de her gece aynı yerde oturuyorum. Düşünmemek için. Konuştukları sözler kulaklarıma değin geliyor. Duymuyorum. Gözlerim hep onlarda. Gözleri yaşlıyken bir daha göremeyecekti beni. Oysaki hep karşımda. Hep o. Tahta evimizin ardından bir tepe yükselirdi. İnce bacaklarım oraya tırmanır. Kasabaya bakardım. Sessiz. Soğuk. Tahta evler hep. Suyu kurumuş bir dere yatağı. Derin. Aşınmış. Halkın kirli, siyah yüzleri. Kasabaya giren yolun hemen başında bir mezarlık. Yıkık. Baharda karın altından çiçekler fışkırır. Güneş çıkınca tüm topraktan buharlar yükselir gökyüzüne. Zaman hiç geçmiyor. Hep aynı ince bacaklar. Kafamı yorganın altından çıkaramıyorum. Çıkarırsam düşlerim yok oluyorlar. İnce kemikli bir eli var. Benim elimi bıraktı. Büyük bir yapıya girdi. Orada ölecek birisi var. Öldü belki de. Ben bahçede kaldım. Havuzun kenarında oturdum. Onu bekledim. Gelsin. Elimi tutsun diye. Ufak adımlarla çıktı. Bana yaklaştı. -- Ölmüş mü? -- Hayır. Öldüğünü anlamıştım. Ben de öldüm. Babam da. Hepimiz. Sonra ufak kasabada dolaştık. İnce bacaklarım açıktı. Babamı bekledik. Geldi. Bir zamanlar babam büyük bir masa yapmıştı. Onun yaptığı tek şey bu büyük masa. Eline bir kitap aldı. Oturdu -Kalkmayacağım artık- dedi. - Kımıldamayacağım. Yüzünü göremiyorum. Gövdesi hep karşımda. Yıllardır. Elindekini okuduğuna inanmıyorum. İnandığım hiçbir şey yok. Bu yüksek evin altındaki boşluğa değin uzayan derinlikten başka. Kitabın harfleri silik. Kalabalık kentlerde. İnsanlar akar. Araçların gürültüleri. Trenler. Uzun yollar. Uzaklarda bir gemi olabilir belki. Keh. Keh. Bir şey söyle. Bitsin. Her şeyi bitirsin. İşin çok başındayız daha. Bitsin. Tümüyle. Kapıyı, pencereleri, insanlar sarıyorlar. Bir iki adım atabilsem. Hep onun iniltileri. Bir kere sarılmayı denedim ona. Tüm etleri koptu. Yalnız iskelet kaldı kollarımda. Her gece tırmandığımız merdivenler. Tavan arasındaki küçük odada. Burada. Oturduğum masanın kenarında her gün kendime yeni yeni ölümler hazırlıyorum. Küf kokan bir yapının kapısını güçlükle açabildim. Ağırdı. Omuzlarıma yıkılacak gibiydi. İçeri girer girmez sessizce onların odalarına sokuldum. Soluyorlardı. Yapacak başka bir şey yok. Her gece herkesin soluğunu dinliyorum. Kitap düştü elinden. -- Baba? Gözleri açık. Solumayacak artık. Hep ona bakacağım ben. Elleri kımıldamıyor. Ağzı aralık. Yatıyorum. Gözlerim tavanda. Karlık bir yerlerde uçuyorum. Ağaçların arasında o beliriyor. Ona doğru gitsem tutacağım. Başım dönüyor. Birisi yatırmış beni. Bütün içimi söküyor. Ağırlığımı yitirdim. Uçarken. Artık dönmek istemiyorum. Döneceğimi, ayağa kalkacağımı biliyorum. Biliyorum. Duvarlar uzuyor. Uzuyor. Bir kedi sıçradı cama. İnliyor. Bense ölümleri tatmak istemiyorum. Yorganın altında kalacağım hep. Hep masanın başında oturacağım. Birtakım yüzler geçiriyorum gözümün önünden. Saçlı. Kel. Gözsüz. İnsan yüzleri. Sonra tek, tek eller. Herkesin eli boynunda. Camdan baksam. Belki de herkes boşluğa atıyor kendini.

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.