Elele Okuyalım - Yazılar ve Söyleşiler 1978-1984

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

Turgut Uyar’ın 1978-1984 yılları arasında “Elele” dergisinde yayımlanan kitap tanıtım yazıları ve söyleşileri ilk kez bir araya getiriliyor. Yayın çeşitliliği arasında kalmış okura seçeceği kitaplar konusunda yardımcı olmayı amaçlayan Uyar, dönemin önemli şair ve yazarları hakkında öne sürdüğü yorumlarla dikkat çekiyor. Aylık bir “okuma güncesi” olarak nitelendirilebilecek yazılarında, Melih Cevdet Anday, Yaşar Kemal, Adalet Ağaoğlu, Cemal Süreya, Edip Cansever, Sevim Burak, Selçuk Baran, Ahmet Oktay, Orhan Pamuk gibi yazarların “yeni çıkan” kitaplarını ele almanın yanı sıra yayıncılık sorunlarını, edebiyat ödüllerini, edebiyat dergilerini de değerlendiriyor.

Turgut Uyar’ın “tadla okun[masını]” istediği kitaplar için kaleme aldığı yazılar, pek bilinmeyen başka bir yönünü daha görmeye imkân sağlıyor. Uyar’ın şair kimliğinin yanında, kendisi kabul etmese de, “eleştirmen” gibi yazdığını Bir Şiirden sayesinde görmüştük. “Elele Okuyalım”da bir araya getirilen yazılar ise, Uyar’ın yayın dünyasını neredeyse günü gününe takip eden “sıkı okur” olduğunu gösteriyor.

Lanetliler Gemisi

Son yıllarda bütün dünyada olduğu gibi, ülkemizde de belgesel yayınlara ilginin arttığı görülüyor. Anılar, günlükler, araştırmalara, roman türünde yazılmış yaşam öyküleri, önemli olaylar, geniş bir okuyucu kitlesi buluyor. Bu türde çeviri ve telif, pek çok kitap yayınlandı. Sayılacak birçok örnek arasında unutulamayacaklardan bir Larry Colins / Dominique Lapierre ikilisinin yazdığı ve ünlü İspanyol boğa güreşçisi El Cordobes’in yaşam öyküsünü konu eden “Yasımı Tutacaksın” ile Nazi işgali altındaki Paris’in son günlerini anlatan “Paris Yanıyor mu?” da, bu ikilinin. Geene Lapierre / Collins, Kudüs... Ey Kudüs adlı kitabın hazırlanması için, büyük bir ekip kurarak 250.000 km. yol tepmişler, 2000 kişiyle konuşmuşlar ve incelenen 500 kiloluk gizli belgeler dışında, topladıkları belgeler 6000 sayfayı bulmuş. Belgesel kitapların bu yüzden, yani gerçeğe yakınlıkları ve yalınlıkları yüzünden geniş bir okuyucu çevresi bulduğu söylenebilir.

Lanetliler Gemisi de, bu tür kitaplardan. Bir belgesel roman. Ünlü oyuncuların katılmasıyla sinemaya da aktarılan Lanetliler Gemisi, Almanya’daki Nazi zulmünden kaçan 937 Yahudinin öyküsü. Yazarlar, kitabı hazırlarken, olayın hayatta bulunan kahramanlarıyla görüşmüşler, tanıklarıyla konuşmuşlar ve pek çok belgeye başvurmuşlar. “Naziler İkinci Dünya Savaşı başlarında, dünya kamuoyunu etkilemek amacıyla bu 937 Yahudinin Küba’ya göçmesine izin verirler. Lüks bir transatlantik olan St. Louis, 13 Mayıs 1939’da Hamburg limanından denize açılır...” Kitabın kısaca özeti bu. Yalnız yazarlar, ilginç bir ustalıkla olayın öncesini, hazırlanışını da, o günlerde, Nazi Almanyası’nda yaşanan dehşeti de vurgulayarak vermektedirler. “İnsani” olanla “insani olmayan”, çok küçük, çok olağan ayrıntılarla üstünde durulmuyormuşçasına geçiştirilirken bir “insani” duygunun damarına basılmaktadır.

Örneğin, “onur” ve “korku” iç içedir. Kitabın hep itilip kakılmış kahramanlarından biri olan Pozner, “Kamarotlardan biri öne çıkıp valizini almak isteyince, içgüdüsel bir davranışla gerileyip valizini çeker” ve genç bir kamarot ona, “Bay Pozner” dediğinde yadırgar: “Ona bu hizmetlerde bulunan bir Alman’dı üstelik. Gidip aynaya baktı. Aynada gördüğü yüzün, dokuz gün dokuz gecedir pis kokulu hayvan derileri arasında gizlenen bir adama ait olabileceğine inanmıyordu”.

Rahat bir anlatım, güvenilir bir çeviri, “Lanetliler” Gemisi’nin heyecanlı bir roman gibi okunmasına yardımcı oluyor.

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.