Bırakılmış Biri

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

Orhan Duru’nun ilk öykü kitabı “Bırakılmış Biri” Yapı Kredi Yayınları’ndan çıktı.

“Bırakılmış Biri”klasik öykünün kalıplarını bozarak yeni bir anlatı dili geliştiren 1950 Kuşağı’nın ele avuca sığmaz yazarı Orhan Duru’nun ilk kitabı. Yayımlanışından altmış yıl sonra biçemiyle, kurgusuyla ne ölçüde yenilikçi, seçkin, öncü bir kitap olduğu bugün de apaçık okunuyor.

“Çamaşır asan kıza el sallıyorum. Gözleri kızarmış el sallıyor. Cevap vermiyor. Bir kedi, ölüsünü saklamaya gidiyor. Bir adam merdivenden devriliyor. Bir daha devriliyor, bir daha, bir daha. Bir beyin ortasından çatlayıp kanıyor. Başım zonkluyor. Yağmur gibi terliyorum.”

Karabasan

İlk böceği sabahleyin kalkıp, bütün gece yüzümde birikmiş tozların, sigara dumanının, yüreğimde birikmiş sıkıntının üzerimdeki kötü etkilerini silmek için, yüzümü yıkamak için gittiğim zaman yüznumaranın yanındaki lavaboya, gördüm lavabonun ortasında. Lavabonun beyazlığında bir kara leke gibi duran, bu uzun bacaklı, uzun kafalı, kahverengi kabuklu böcek, bu hangi etkiyle oraya geldiği belli olmayan acayip yaratık çıkardı beni çileden. Elime geçirdim bir sopa hemen, ezmek için kafasını böceğin. Ama tam sopayı vuracakken, sezmiş gibi kaçtı gitti lavabonun deliğinden. Su boşalttım bir korku ve iğrenme duyarak. İşte ilk görüşüm böyle oldu ilk böceği.

Başladılar lavabonun içinde çoğalmaya. Dışarı çıkmaya uğraşıyorlardı ama çıkamıyorlardı ayakları kaydığı için. Her sabah yüzümü yıkamaya gittikçe, artıyordu sayıları böceklerin. Derken görmeye başladım her yerde onları. Yemek yerken benden önce saldırıyorlardı et parçalarına. Bir kitap açtım mı okumak için, biliyordum ki bir sayfanın arasından çıkacak bu böceklerden biri. Hızla çoğalmaya başladılar. Yatağa yatıp uyumak için söndürdüğüm zaman lambayı, seziyordum göğsümün üzerinde dolaştıklarını, daha da yakına gelip tüylü duyargalarıyla dudaklarıma dokunduklarını. Hiçbir şey yapmadan böyle iğrenç bir korku içinde, ter içinde, kazık gibi sabahlara kadar uyumadan durmak ne kadar yoruyordu beni. Hasta gibi oldum bu böceklerin yüzünden.

Ama en çok korktuğum gün, lavabonun içinde ilk böceği gördüğüm gündü. Sabahleyin, yatak çarşafının üzerinde gördüm ıslak ayak izlerini bu böceğin, mide bulandırıcı. Demek ki gelmişti benden öcünü almaya, ıslattığım için onu. O zaman ta ayak ucumdan başıma kadar ürperdi bütün tüylerim. Beni çileden çıkartmak için, yeryüzündeki bütün dayanaklarımı elimden almak için, beni çıldırtmak için. Önce o ilk gördüklerim, uzun bacaklı, uzun duyargalılar çoğaldı. Ardından gördüm başka böcekler: kulağa kaçanlar, ardından hamamböceği benzeri fakat ondan daha hızlı hareket edebilen kara böcekler, kırkayaklar başladılar görünmeye. Daha sonra akrepler, büyük örümcekler. Hepsinin ardından büyük bir umursamazlıkla her çeşit karınca gezinmeye başladı evin içinde. Hele bu sonuncular saldırıyor yiyecek maddelerine, şekere, peynire, ekmeğe, çalışıyorlar kitap yapraklarını kemirmeye. Bu böyle sürerse temelinden yıkılacak evim. Sonra evsiz ben ne yaparım? Tanrı bilir kaç böcek kemiriyor evimin temel direklerini? Fakat bütün bunlar zarar vermiyorlardı doğrudan doğruya bana. Bir gün yakalayınca bambaşka bir böcek, açtım bunlara karşı savaş. Bu böcek, tekdüze sürüp giden bir ses çıkarabilen kocaman karınlı bir şeydi. Oturuyordu sadece tahtaların üzerinde. Orada duruyordu kıpırdamadan. Ve sesini çıkararaktan. Kaldırdığınız zaman tahtanın üzerinden, görüyordunuz tahtada karnı büyüklüğünde bir boşluk açıldığını. Bu da bir şey değil. Bir gece aynı sesi çok yakından, hemen hemen kafamın içinden gibi duyunca, çılgınca fırladım yatağımdan. Böcek konmuştu alnıma, başlamıştı tahtalarda yaptığı işi alnımda yapmaya. Kovunca alnımdan bu korkunç böceği, kocaman bir boşluk çıktı altından. Biraz daha sürseymiş beynime varacakmış namussuz böcek. Şimdi bir boşluk duruyor alnımda, bir kurşun yarası gibi. O gece bu durumu görünce başlamıştım hüngür hüngür ağlamaya. Hiçbir şey avutamazdı artık beni. Ölünceye kadar bu boşlukla dolaşacaktım alnımdaki.

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.