Bağışla Onları

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

“Daha çocukken bir şeyler umdu o; hep bir şeyler bekledi, bir şeyler kurdu.”

Kavgalar, kaygılar, umutlar, yolculuklar, zaferler, aşklar ve yanızlık... Bir tiyatro adamının kişiliğinde, Meşrutiyet yıllarından bugünlere, Türk tiyatrosunun ve sinemasının gerçek insanları, gerçek hikâyeleri: Her geçen gün daha da artan, her yenilginin ardından daha da bilenen bir tutkunun peşinde, zamana, mekâna, sevdaya ve hatta coğrafyaya meydan okuyan bir sahne insanının yaşamı, hatırasını dillendiren dostlarının, meslektaşlarının ve ailesinin serüvenine de ışık tutuyor. Farklı türlerdeki eserleriyle 1950 kuşağının önemli kalemlerinden biri olan Tarık Dursun K., ışıkların henüz yanmadığı ya da biraz önce söndüğü o zaman diliminine götürüyor okurunu; oyunun başladığı yere, sahnenin gerisine.

“Sıradanlığı kabul etmeyecekti, hırslıydı, tutkuluydu, düşseverdi. Kendince değil, kendine değil, herkese; eğriye doğruya, güzele çirkine, gence ihtiyara, kadına erkeğe, okumuşa okumamışa; yeni, bilinmedik, tanınmadık; içine girdiklerinde önce yadırgayacakları ama sonra sonra hoşlanıp mutlaka mutlu olacakları, yeniden biçimlenip yeniden kişiliklenecekleri bir dünya kuracaktı.”

“Hatırlamaz, hatırlayamaz” dedi adam, “Çünkü çocuktu o. Çocuk aklı o günlere ermemiş olabilir. İnanırım... Ben de şimdi, onun yaşındayken başımdan geçenlerin hiçbirini hatırlamıyorum. Bir tekini bile... Halbuki insanın çocukluğu –hatırlasa, hatırlayabilse– olup bittiğini sonradan kabullenmesi çok zor nice nice olaylarla doludur. Sizinki de, benimki de, onunki de...”

Bir servi altıydı. İkindiydi. Aynı ikindiyle birlikte ortalık da ağır ağır serinliyordu. Serviler ilk kez yerlerinden kıpırdamadılar, dimdik durdular. Adamın sesi yapraksız, küt ve uçuk yeşili dallara varmadan gerisin geri süzülüp yere indi. Boğuktu ve sabah saatlerindeki sesine hiç benzemiyordu.

Küçük, parmağım kadar bir kumkuşu servilerin tepesinden tek kanat vuruşuyla bir çırpıda gömgök bir böğürtlenin dikenli dallarına kondu, sallanmaya başladı.

“Resim yaparken hep başımda dururdu. Rahatsız olmazdım. Suskun ve meraktan büyümüş gözleri tuval üzerine fırça darbeleriyle kondurduğum renkleri izlerdi. Sabırla ve hep suskun... Çocukluğu boyunca pek az konuşmuştur. Kızlarımdan, en büyükleri oğlum Hasip’ten alışkındım ben; her şeye ilgi duymuşlardır, öğrenmek istemişlerdir; bıkmadan her şeyi, ama her şeyi sormuşlardır bana. Kimi zaman neyin ne olduğunu onlarla birlikte öğrendiğimi itiraf ederim. Ornitorengi ve mantolu maymunları onlarla birlikte öğrendim. Sonbaharla göçmen kuşların onca yolu dağları, tepeleri, denizleriyle nasıl aşıp kendi başlarına güneye indiklerini hiç bilmezdim; onlarla birlikte öğrendim.

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.