Aile İçi Muhabbet

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

Şiir Erkök Yılmaz’ın yeni romanı “Aile İçi Muhabbet”

“Bazı acı olaylar vardır; ardından aileye gün doğar. Demiryolları memuru Hamdullah Güven’in ölümü de ailesi için yeni bir günün başlangıcı oldu.”

Anneleri Meyyuse’nin yarattığı karamsarlık ve üzüntü çemberinden kurtulmaya çalışan, birbirine benzemez beş kardeş: Naciye, Sacide, Zafer, Gülsüm, Yurdaer... Eğitim, meslek edinme ve özellikle gönül ilişkilerinde geleneksel aile yapısının dayatmaları... Toplumsal beklentiler karşısında bireyin sevgi ve özgürlük arayışları... Örselenen yürekler, ödenen bedeller... Kısacası Muhabbet’le Şiddet’in aile içinde sürekli yer değiştirdiği bir Türkiye resmi.

27 Mayıs 1960 sonrasında Erzurum’dan Ankara’ya göç eden Güven ailesinin Yenimahalle’de başlayan hayat mücadelesi Şiir Erkök Yılmaz’ın akıp giden Türkçesiyle hayat buluyor.

“Boş yere sevgiyi beklemiş durmuştu. Oysa sevgi, belki de, bir tanımsız sıkıntı denizini kulaçlamaktan başka bir şey değildi. Sacide bunu, ne yazık ki, çok geç anlamıştı. Bir daha evlenebilir miydi?”

Bazı acı olaylar vardır; ardından aileye gün doğar. Demiryolları memuru Hamdullah Güven’in ölümü de ailesi için yeni bir günün başlangıcı oldu.

Rahmetlinin ölümü mübarek üç aylara rastlamış olup çarşambayı perşembeye bağlayan gece, yani mübarek cuma gününe bir gün kala Tanrı buyruğuyla yerine gelmişti. Her ne kadar doktorlar rahmetlinin ölüm nedenini üst üste yediği tepeleme üç tabak kuru fasulye yüzünden geçirdiği bir kalp atağı olarak belirlemişlerse de rahmetlinin eşi Meyyuse Güven’e göre kocasının ölüm nedeni Ankara’ydı. Meyyuse Güven, Tanrı’nın, bir cuma (hiçbir yanlışı yok!) gecesi, elinden Hamdullah’ını da alarak kendisini yeni bir sınava hazırladığını düşündü ve kaza namazlarını üç katına çıkardı. “Benden Hamdullah’ımı da mı alacaktın!” diye başlayan gözyaşları ve sitemlerle örülü dualarını hiç eksik etmedi. Gerçekte hasta olan Meyyuse Güven’di, üstelik tam on üç yıldan beri hastaydı; her ne kadar hastalığına kimseyi inandıramıyorsa da Hamdullah’ın Erzurum’dan Ankara’ya göç etmeye karar vermesinden bu yana hastaydı. Bu Ankara’ya göç, Meyyuse Güven için bütün sevdiklerini yitirmesi demekti.

Meyyuse yitirmekten, özellikle de erkeklerini yitirmekten çok korkardı. İkinci Dünya Savaşı’nın dünyayı kasıp kavurduğu, ordunun seferberlik durumuna geçtiği günlerde, savaşa katılacağım, diye orduya yazılan Hamdullah askerden dönesiye sütleri kesilmiş, ilk çocuğu Naciye’cik belki de o yüzden güdük kalmıştı. İlk çocuk kız olmasaydı... Hamdullah kız babası olduğunu duyunca burnunu şişirip oturmuş, karısının yüzüne bile bakmamıştı; büyük bir olasılıkla kız babası olmanın verdiği onursuzluğu cephede temizlemek üzere orduya yazılmıştı. Zaten gidişleri hep birdenbire olurdu, ölümü gibi... Ankara’ya gelişleri gibi... Nur içinde yatsın ama Meyyuse’yi  hasta eden biraz da oydu. Hayatı boyunca, “Suyun başında olmak gerek!” demiş de başka bir şey dememişti.

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.