Sanatta duygu, düşünce...

PAYLAŞ
YORUM YAZ
İçindekiler

"Sanat Dünyamız" her zaman dopdolu...

?165. sayı çıktı:
Neş’e Erdok; Ayşegül Kurtel;Yoğunluk İnisiyatifi; Sadberk Hanım Müzesi İhtisas Kütüphanesi; Sinan Logie; N. Toros Mutlu ve daha birçok sanatçı ve sanat konusuTemmuz-Ağustos  2018 sayısında.

Neş’e Erdok
Neş’e Erdok’un “Zaman Kuşu” başlıklı sergisi Bozlu Art Project Mongeri Binası’nda 3 Nisan-9 Haziran 2018 tarihleri arasında  izlendi. Oğuz Erten’in kaleme aldığı kitap “Zaman Kuşu: Neş’e Erdok’un Yaşamı ve Sana””ı da Bozlu Sanat Yayınları’ndan çiktı. Özgenur Geris, Neş’e Erdok ile sergi ve kitap üzerinden bir söyleşi yaptı.
Ayrı bir yazıda, Mehmet Ergüven sanatçı hakkında derinlikli bir okuma gerçekleştirdi.

Mekânda  “ y  o  ğ  u  n  l  u  k  “
İsmail Eğler, Nil Aynalı Eğler ve Elif Tekir tarafından 2013 yılında kurulan Yoğunluk inisiyatifi, sanat etkinliğinin mekan ile ilişkisi üzerine odaklanan çalışmalar yapıyor. Yoğunluk’un bazı kavramlar üzerine düşüncelerini İsmail Eğler kaleme aldı.

Theaster Gates – “Siyah Meryem”
İstanbul Bienali Sergi Yöneticisi Elif Kamışlı, ABD’li sanatçı Theaster Gates’in Heybeliada’daki performansını şu sırada İsviçre’de Kunstmuseum Basel’de büyük ilgi gören “Siyah Meryem” sergisine bağlayan, aynı zamanda da sanatçının genel sanat anlayışını ve etkisini yansıtan serüveni kaleme aldı.

“Soğuk Soğuk Sergi Gezmek - 2”
Süreyyya Evren “Soğuk Soğuk Sergi Gezmek” başlıklı dizisinin ikincisinde Türkiye’den ve yurtdışından beş sanatçının solo sergilerini yorumladı:
Pınar Öğrenci, “Un Peso”, Bilsart; Volkan Aslan, “Beni Vur! Beni Onlara Verme!”, Pi Artworks İstanbul; Leyla Gediz, “Anagram”, Orange Juice;  Kevin van Braak, “Pressing Matters”, Framer Framed ; Catherine Christer Hennix “Traversée Du Fantasme”, Stedelijk

Sadberk Hanım Müzesi İhtisas Kütüphanesi
“Sanat Dünyamız” bu sayıdan itibaren sanat kütüphaneleri üzerine yeni bir dizi başlatıyor. Yapı Kredi Araştırma Kütüphanecisi Yücel Manyas’ın hazırladığı bu dizide ülkemizin dört bir yanından kütüphanelerin yöneticilerinden koleksiyonları ve çalışmaları hakkında bilgiler alacağız, görüşlerini sunacağız. Dizinin ilk konuğu Sadberk Hanım Müzesi İhtisas Kütüphanesi yöneticisi İsmail Bakar.

“İlk Raunt”
Banu-Hakan Çarmıklı Koleksiyonu’ndan eserlerle 6 Mart-12 Mayıs tarihleri arasında Galata Rum Okulu'nda gerçekleştirilen “İlk Raunt” sergisini Kültigin Kağan Akbulut kaleme aldı.

Ayşegül Kurtel ile Söyleşi
K2 Güncel Sanat Merkezi’nin ve güncel sanat trienali “PORTIZMIR”in kurucu direktörü Ayşegül Kurtel PORTIZMIR4’ü, hedeflerini ve son dönem çalışmalarını anlattı.

Doğu Batı Paradoksu
Bu sayıda K2 Güncel Sanat Merkezi’nin kurucusu Ayşegül Kurtel ile yapılan söyleşinin konularından PORTIZMIR Güncel Sanat Trienali, Refa Emrali’nin yazısına da esin kaynağı oldu.

Mardin’in İçinde Mardin’den Öte
Bu yıl 4 Mayıs- 4 Haziran tarihleri arasında yapılan 4. Mardin Bienali’ni Nazlı Pektaş değerlendirdi.

“Siyah Gürültü” sergisi
Tuğçe Arslan, 9 Eylül – 23 Aralık 2017’de Akbank Sanat’ta Işıl Önol ve Ekrem Ertan küratörlüğünde  açılan “Siyah Gürültü' sergisini değerlendirdi.

Siyah-Beyaz “Topoğrafya Örnekleri”
T. Onur Çimen; mimar, akademisyen, sanatçı Sinan Logie’nin Ankara’da 11 Mayıs -11 Haziran 2018 tarihleri arasında Galeri Siyah Beyaz’da açılan “Topoğrafya Örnekleri” sergisini yorumladı.

Nur Özalp’ın Asamblajları
Şair, yazar Gültekin Emre sanatçı Nur Özalp’ın asamblajlarını yorumladı.

fragMENtaTION dizisi no 36: N. Toros Mutlu’nun “Blank Verses - I” projesi
“Sanat Dünyamız”ın Necmi Sönmez küratörlüğünde süregelen fragMENtaTION dizisinin bu sayıdaki konuğu N. Toros Mutlu oldu. Sönmez projeyi anlatırken şöyle yazıyor:

“Toros objektifini gökyüzüne, ağaçlara, toprağa yöneltip belli kareleri seçtiğinde motiflerinin her coğrafyada görülebilecek olan gökyüzü, ağaçlar, taşlar olmasına özel bir önem yüklüyor. 2015 ile 2017 yılları arasında yaptığı bu dizinin doğaya yakınlaştığı nokta son derece önemli. Dünya nüfusunun yarısından fazlası kentlerde yaşadığı için birey ile doğa arasındaki ilişkiler günümüzde oldukça farklılaştı. İnsan eskiden parçası olduğu doğaya karşı bugün farklı hisler besliyor. Doğal çevreden giderek uzaklaşan birey, doğanın kendisiyle değil dijital görüntüleriyle, tüketim zincirinin belirlediği çerçeveden tabiata bakabiliyor. Bu yabancılaşma o kadar güçlü bir şekilde kendini biçimlendiriyor ki, yüzyıllar boyunca yaratılış süreçlerinin oluşturduğu süreklilikler de parçalanıyor. Tohum, büyüme, meyve verme modern tarımın parçaladığı, içeriğini tamamen değiştirdiği süreçler. Bu nedenle günümüzde birey ile tabiat arasındaki ilişki kökünü, özünü kaybetmiş durumda.”

 

  • Sanatta duygu, düşünce... – Mine Haydaroğlu

    BİR SANAT ESERİ, YAPITI, ÇALIŞMASI -HANGİ TANIMI TERCİH EDERSENİZ EDİN- ONU YAPAN SANATÇININ DÜŞÜNCESİNİ VE DUYGUSUNU ÖNEMLİ ÖLÇÜDE YANSITMAZ MI? SANATSAL İFADESİNİ GÜÇLENDİREREK BİRTAKIM HALLERİ FARKLI BİR ŞEKİLDE ORTAYA KOYAN VEYA KOYDUĞUNA İNANILAN/İNANAN KİŞİ, KİŞİLİĞİNİ İYİCE ARKAPLANA ATSA, SAKLASA, TÖRPÜLESE BİLE HER HALÜKÂRDA KENDİNİ DE SERGİLEMİYOR MU? SANATÇININ KAFASINDAKİLERİ VE DUYGULARINI HEM ESERİNDEN HEM DE KENDİSİNİN DURUŞUNDAN ANLAMAK MÜMKÜN DEĞİL Mİ?

    SANATÇILAR ESERLERİ KADAR DİKKATE DEĞERLER.

    BİR SANATÇIYI BİRAZ ARAŞTIRMA YAPIP FARKLI AÇILARDAN BAKARAK DEĞERLENDİRDİĞİNİZDE VE ORTAYA KOYDUĞU ÇALIŞMASININ DA KATMANLARINI ÇÖZÜMLEDİĞİNİZDE KOCAMAN BİR DÜNYAYLA KARŞILAŞABİLİYORSUNUZ.

    HEM YAPITIN, HEM SANATÇININ GÜCÜ, SAMİMİYETİ, KALICILIĞI; DUYGULARINI VE DÜŞÜNCELERİNİ İSTER BİLİNÇLİ OLARAK İSTER BİLİNÇDIŞILIKLA AKTARMAYI NE DENLİ BAŞARDIĞINA BAĞLI.

    SAMİMİYET DERKEN, KİŞİ TAM TERSİ HALLERİ AKTARMAK İSTİYOR OLABİLİR: SOĞUK, UZAK, EMPATİSİZ VE DUYARSIZ... SOĞUK, ACIMASIZ BİR DÜNYADIR GÖRDÜĞÜ; SANATÇININ DUYGUSU DA KATI, ACIMASIZ OLABİLİR. GÖSTEREN DEĞİL HAKİKATEN İÇİNDE YAŞAYANDIR BELKİ DE.

    EN TANINMIŞ ÖRNEKLERDEN BİRİ ABD’Lİ ANDY WARHOL. TÜKETİM TOPLUMUNU KENDİ BÜNYESİNDE TAŞIYAN, DUYGUSUZ VE RUHSUZ OLMAYI BİLEREK SEÇMİŞ BİRİYDİ, BÖYLECE YAŞADIĞI ATMOSFERİ, ACIMASIZLIĞI, SOĞUKLUĞU VE MADALYONUN ÖBÜR YANI OLAN DİKİZCİLİĞİ HEM KENDİSİNİN HEM SANATININ ANA ÖZELLİKLERİYDİ. “BİRİ BİZİ GÖZETLİYOR” OLGUSUNUN ÇOK FARKINDAYDI, ONAYLAYANDI.

    YAKIN TEMASIN DAHA AĞIR BASTIĞI KÜLTÜRLERDE, BÜNYELERDE İSE -MEKSİKALI FRIDA KAHLO ÖRNEĞİNDEKİ GİBİ- ORTAM ENTELLEKTÜEL OLSA BİLE DUYGUSALLIK ÖNE ÇIKIYOR.

    AMA ASLINDA, SARKACIN HER NOKTASINDA DUYGU DÜŞÜNCEYE AĞIR BASIYOR.

Neş’e Erdok ile Söyleşi - Özgenur Geris
  • Turuncu Sevdası - Mehmet Ergüven

    TÜRKİYE’NİN ÖNDE GELEN SANATÇILARINDAN NEŞ’E ERDOK, BOZLU ART PROJECT TARAFINDAN YAYIMLADIĞI ZAMAN KUŞU / NEŞ’E ERDOK’UN YAŞAMI VE SANATI KİTABI VE SERGİSİ DİKKAT ÇEKMEYE DEVAM EDERKEN MEHMET ERGÜVEN SANATÇI HAKKINDA DERİNLİKLİ BİR OKUMA GERÇEKLEŞTİRDİ.

    Portre resmi, ister sanatçının kendisi, ister bir başkası olsun, sonuçta hep aynı şeyi söyler bize: “Böyle görüyorum.” Bu noktada portrenin ayna, fotoğraf, canlı model yahut hayal gücünden hareketle resmedilmiş olması fark etmez. Neş’e Erdok’un portreleri, sınırlı sayıdaki canlı modeli bir yana bıraktığımızda, daha çok tahayyül gücü ile görsel bellek arasında salınıp durur. Öyle ki, tuval başına bakma hakkını kullanmış bir sanatçı kimliğiyle geçmesi tamamen bundan kaynaklanır. Dolayısıyla sonu gelmeyen şipşak kayıtlar yüzünden, Erdok’un gözü hep bizdedir; gerisine gelince, onlar nasılsa önceden üstlendikleri rolü oynamaya peşinen hazır figüranlardır zaten. Her örnekte aynı şeyi yapan Erdok, gerçeğin kopyasını kurmacaya çeviren mizansen ustası olarak, sessizce deneyimli oyunculara bırakır sahneyi. Daha doğrusu, resmedilmiş olmanın gereği, burada rol alan hiç kimse bizim için ayrıca oynama gereği duymaz; beden dili, belirlenen mizansendeki yerini, koşulsuz uysallığını kanıtlamak üzere almıştır çünkü.

    Devamı bu sayıda...
Banu-Hakan Çarmıklı Koleksiyonu’ndan Eserlerle “İlk Raunt” - Kültigin Kağan Akbulut
  • Mekânda “y o ğ u n l u k” - İsmail Eğler

    YOĞUNLUK İNİSİYATİFİ  İSMAİL EĞLER, NİL AYNALI EĞLER VE ELİF TEKİR TARAFINDAN 2013 YILINDA KURULDU. 2017’DE İSTANBUL BİENALİ’NDE YAPTIKLARI “THE HOUSE” ENSTALASYONUNUN, 2016’DA İTÜ MİMARLIK FAKÜLTESİ’NDE VERDİKLERİ “ATMOSFERLER” DERSİNİN ARALARINDA BULUNDUĞU ÇALIŞMALARLA DİKKAT ÇEKMEYE DEVAM EDİYOR. SANAT ETKİNLİĞİNİN MEKÂN İLE İLİŞKİSİ ÜZERİNE ODAKLANAN YOĞUNLUK’UN BAZI KAVRAMLAR ÜZERİNE DÜŞÜNCELERİNİ İSMAİL EĞLER KALEME ALDI, ARKAPLAN VE VİZYONLARI HAKKINDA BİLGİLENDİRDİ

    aşadığımız çağın kültürünün görme üzerine inşa edilmiş olduğunu söyleyebiliriz. Ancak görünür olan bir varlığa sahiptir, görünüşe çıkmayan ise ‘yok’ hükmündedir. Sosyal medyada yoksanız yaşamıyorsunuzdur. Varsanız, kendi nesne değerinizi onu teşhir ederek inşa etmeniz gerekir. İnsanlar gibi nesneler de kendilerini teşhir edercesine size sunar. Dolayısıyla nesneler iyi aydınlatılır, parlatılır sentetik olarak güzelleştirilir. Her gün binlerce imaja maruz kaldığımız bu dünyada bir süre sonra bakılan imajların gösterge özelliğini bile yitirmiş olduğunu fark edersiniz. Gösterileni olmayan gösterenlere bakıp durulur. Gösterenler derinine inmeye izin vermez. Zaten yoktur bir derini. Muhteviyat önemsizdir. Böylelikle bir tür bölünmüşlük içine girilir. Ne kadar çok bakarsanız o kadar bölünürsünüz sanki. Bir süre sonra artık daha fazla bakmak istemez duruma gelirsiniz. İnsanlar, nesneler ve mekânlar; herşey imaj çöplüğünde eskir ve yerine yenileri gelince kaybolur gider.

    Devamı bu sayıda...
Pınar Öğrenci, “Un Peso”, Bilsart, Volkan Aslan, “Beni Vur! Beni Onlara Verme!”, Pi Artworks İstanbul, Leyla Gediz, “Anagram”,
Orange Juice, Kevin van Braak, “Pressing Matters”, Framer Framed, Catherine Christer Hennix, “Traversée Du Fantasme”, Stedelijk - Süreyyya Evren
Ayşegül Kurtel ile Söyleşi - Mine Haydaroğlu
Doğu Batı Paradoksu - Refa Emrali
  • Sadberk Hanım Müzesi İhtisas Kütüphanesi - Yücel Manyas - İsmail Bakar

    SANAT DÜNYAMIZ BU SAYIDAN İTİBAREN SANAT KÜTÜPHANELERİ ÜZERİNE YENİ BİR DİZİ BAŞLATIYOR. YAPI KREDİ ARAŞTIRMA KÜTÜPHANECİSİ YÜCEL MANYAS’IN HAZIRLADIĞI BU DİZİDE ÜLKEMİZİN DÖRT BİR YANINDAKİ KÜTÜPHANELERİN YÖNETİCİLERİNDEN KOLEKSİYONLARI VE ÇALIŞMALARI HAKKINDA BİLGİLER ALACAĞIZ, GÖRÜŞLERİNİ SUNACAĞIZ. DİZİNİN İLK KONUĞU SADBERK HANIM MÜZESİ İHTİSAS KÜTÜPHANESİ YÖNETİCİSİ İSMAİL BAKAR.

    İhtisas (Araştırma) Kütüphaneleri, belirli bir konu ya da konular üzerinde uzmanlaşmış bilgi mabetleridir. Sanatın ve kitabın buluşma noktası olan sanat kütüphaneleri de ihtisas kütüphanelerinin bir parçasını oluşturmaktadır. Buradan yola çıkarak aslında birbirine çok yakın olan sanat ve kütüphane kavramlarının ortak mekânlarını Sanat Kütüphaneleri Dizisi’nde sizlerle buluşturuyoruz.

    Dizinin ilk misafiri Sadberk Hanım Müzesi İhtisas Kütüphanesi.

    Sanat ve müze tarihi içerisinde önemli bir yere sahip olan Türkiye’nin ilk özel müzesi Sadberk Hanım Müzesi’nin en üst katında, Boğaz’a ve dünyaya açılan penceresiyle araştırmacılarına cennetini sunan bu kütüphaneyi bir de kütüphanecisinden dinleyelim.

    İsmail Bakar Beyle sohbetimiz çok zevkli geçti, umarım sizler de okurken en az bizim kadar keyif alırsınız.

    Yücel Manyas: Kütüphaneniz hakkında kısaca bilgilendirebilir misiniz?

    İsmail Bakar: Dilerseniz kütüphanemiz hakkında bilgi vermeden önce Sadberk Hanım Müzesi hakkında bir giriş yapalım: Müzemiz Vehbi Koç’un eşi Sadberk Koç’un anısına, kişisel koleksiyonunu sergilemek üzere 14 Ekim 1980 tarihinde ziyarete açılan Türkiye’nin ilk özel müzesidir. Sadberk Hanım Müzesi, iki ayrı yapı içinde kültür hizmeti vermektedir. Bunlardan birincisi, 19. yüzyıl sonlarında inşa edilmiş ve üslup olarak Avrupa geleneksel halk mimarisinden örnek alınarak yapılan Azaryan Yalısı’dır. Yalı, 1950’de Koç ailesi tarafından satın alınmış ve müzeye dönüştürülmesine karar verilen 1978 yılına kadar da yazlık olarak kullanılmıştır. 1978-1980 yılları arasında, Sedat Hakkı Eldem’in hazırladığı restorasyon projesinin uygulanmasıyla müzeye dönüştürülmüş ve 14 Ekim 1980 tarihinde de ziyarete açılmıştır.

    İlk katta Erken İslam, Selçuklu, Eyyubi, Memlûk, Timur ve Safevi dönemlerine ait maden, seramik ve cam eserler ile Osmanlı dönemi maden, seramik eserleri, Çin ve Avrupa porselenleri sergilenmektedir. Müzenin zengin Osmanlı seramik koleksiyonu içinde yer alan İznik çini ve seramik koleksiyonu müze koleksiyonu içinde oldukça önemli bir yere sahiptir. Sergi salonlarında, 15. yüzyılın sonundan 17. yüzyılın ortalarına kadar İznik çini ve seramik sanatının gelişimi seçkin örneklerle kronolojik bir düzende izlenebilmektedir. Osmanlı seramik sanatının 18. yüzyıl - 20. yüzyıl arasındaki gelişimi ise Kütahya ve Çanakkale seramiklerinin sergilendiği vitrinlerde görülebilir. Azaryan Yalısı’nın ikinci katında, Osmanlı dokumaları, işlemeleri ve kadın kıyafetlerinden oluşan zengin koleksiyon ile Osmanlı hat ve tezhip sanatından örnekler sergilenmektedir. Ayrıca bu katta Türk gelenek ve görenekleri arasında yer alan kına gecesi, hamam ve sünnet töreni mizansenlerle ziyaretçilere tanıtılmaya çalışılmaktadır.

    Devamı bu sayıda...
Siyah-Beyaz “Topoğrafya Örnekleri” - T. Onur Çimen
  • Bakıştan Sese Doğru Olan Yönelimde “Siyah Gürültü” Sergisi - Tuğçe Arslan

    TUĞÇE ARSLAN, 9 EYLÜL – 23 ARALIK 2017’DE AKBANK SANAT’TA IŞIL ÖNOL VE EKMEL ERTAN KÜRATÖRLÜĞÜNDE AÇILAN ‘SİYAH GÜRÜLTÜ’ SERGİSİNİ DEĞERLENDİRDİ.

    1980’li yıllardan itibaren ciddi bir biçimde araştırılmaya başlanan duyusal çalışmalar, sosyal bilimler alanında gözün temel bilgi nesnesi olmasına ilişkin yeni seçenekler sunar. Bu bağlamda sosyal bilimlerde kulak ve işitme duyusuna dayalı yeni bir yazım ortaya çıkar. Ses ve işitmenin gücüne dayalı ortaya çıkan yeni pratikler, bakışın hâkimiyetini kıran yeni bir okuma biçimini gündeme getirir. Bu yazı, “Siyah Gürültü” (Black Noise) sergisi üzerinden “bakış”ın ardından gelen “işitme” duyusuna “duyular hiyerarşisi”ni kırarak odaklanmaya çalışmaktadır.

    Kulak, bedeninin çevresiyle irtibatını kesmesine olanak tanımayan bir organdır. Bir şey görmek istemediğimizde gözlerimizi kapatabiliriz, ama kulaklarımızı asla tam olarak devre dışı bırakamayız. Bununla birlikte doğa asla tam anlamıyla bir sessizliğe sahip değildir, doğal devinim ve hareket olgusu, sesi daima mevcut kılmaktadır.

    Bilhassa endüstriyel devrimin akabinde, doğanın çok büyük bir kısmında organik seslerin yerini makine seslerinin alması, “gürültü” teriminin negatif anlamıyla içselleştirilmesini sağlamıştır. “Gürültü” teriminin kazandığı negatif anlam, sessizliğin değerini arttırmıştır. Fakat ses ve sessizlik, şekil ve zemin olarak birbirine içkindir. Sessizlik, bir ses figürünün ortaya çıktığı zemin değildir, aksine sesin kendisi sessizliği simgeler.1 Dolayısıyla ses bir sessizlik, sessizlik de bir ses formudur. Bu bağlamda gürültü ve sessizlik birbirinin içerenidir. Bununla birlikte her ikisi de aynı derecede rahatsız edici ya da fark edilmez olabilir, çünkü sessizlik gürültüye gürültü de sessizliğe dönüşebilir.

    Devamı bu sayıda...
Siyah Meryem - Elif Kamışlı
Mardin’in İçinde Mardin’den Öte - Nazlı Pektaş
Nur Özalp’ın Asamblajları - Gültekin Emre
fragmentation 36 - Blank Verses - I - N. Toros Mutlu

 

Abone olmak için idealdergi@idealkultur.com adresine mail atabilir ya da 05559811838 - 02125288541 numaralı telefonları arayabilirsiniz.
* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.